For the second time in five weeks, information about a key upcoming Microsoft Corp. product has come to light because of a presentation placed on the company's Web site by an employee in Denmark.
22nd Mart 2008

Adana Yumurtalık Köyleri

Adana İli Yumurtalık İlçesi Köyleri

Asmalı Köyü 

Eski tarihlerde köyün bulunduğu yerlerde üzüm asmalarının çok olmasından dolayı Asmalı adını alan köyün 1950’li yıllarda Karakoyunlu yörüklerinden Karagöl, Güllüoğlu, Polatlı ve Nergis soyadını taşıyan ailelerin köyün bulunduğu yerlere gelmesi ve 1962 yılında da buradan arazi satın alarak köye yerleşmesiyle oluştuğu biliniyor. O dönemi yaşayan köylüler tarafından bu yörüklere sahip oldukları koyunların derisinin kara olmasından dolayı “Karakoyunlu” dendiğine inanılsa da tarihçiler yapılacak bir araştırma ile buraya yerleşen köylülerin 15. yüzyılda Anadolu’yu da içine alan Karakoyunlu Türkmen Devleti’ne bağlı olabileceğini düşünüyor.
Köyün bir mahallesi olan Göbeören’in adının da Kaldırım, Forlar, Şeyhganem ve Zeynepli Köyleri arasında kalmasından dolayı “Göbekören” adından geldiği biliniyor. Bu mahallede de 1918 yılında Ağbenli Mercan adlı bir kişinin çiftlik kurduğu, daha sonra ise 1940’lı yıllarda buraya Toros Dağları’nda yaşayan Menemenci ve Bahşiş yörüklerinin gelerek, Tapucu Faik adlı bir kişiden toprak satın aldıkları ve köye yerleştikleri söyleniyor.
Asmalı Köyünün bir diğer mahallesi olan Forlar Mahallesi’nin ise Cezayir’den gelerek buraya yerleşen kara derili insanlardan oluştuğu biliniyor.
Köyün başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tarıma uygun topraklarda ağırlıklı olarak kuru tarım yapılmaktadır ancak Ceyhan Nehri’nden çiftçilerin kendi olanakları ile sulama yaptıkları geniş alanlar da vardır.
Köyde 1983 yılında açılan bir ilköğretim okulu bulunmaktadır. Ayrıca köyün nüfusu 813 dür.

 Ayvalık Köyü

Köyün kuruluşu sırasında ilk kurulan evlerin duvarlarında Rumi 1285 yılının yazılı olduğu, bunun da miladi 1826 yılına denk düştüğü, köyün kuruluşu sırasındaki adının da “Avluk” olduğu söyleniyor. Köyün adı 1950 yılında “Ayvalık” olarak resmiyet kazansa da hala bile köylüler “Ayvalık” adından çok “Avluk” adını kullanmayı tercih ediyor.
Halk arasında Hac dönüşü sırasında buradan geçen bir Yörük aşiretinin köye gelerek buraya yerleştiği ya da Yüreğir Ovası’nda bulunan bir Yörük aşiretinin bir şekilde buraya gelerek köyü kurduğuna inanılsa da, tarihçiler, köyün ilk kurucularının 19. yüzyıl ortalarında Çukurova’nın geniş bir bölümünü istila eden Bozdoğan aşireti olduğunu ileri sürüyor.
Tarım, hayvancılık ve balıkçılık köyün başlıca geçim kaynağıdır. Daha önceleri köyün arazilerinin çok az bir kısmında sulama göletinden sağlanan su ile kısmen sulama yapılırken şu anda köyün tüm arazileri Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama sistemi ile sulu tarıma açılmış durumdadır.
Köyde 1948 yılında açılmış olan bir ilköğretim okulu vardır. Okuma yazma oranı yüksek olan köyde yüksek eğitim görmüş çok sayıda insan bulunmaktadır. Köyün nüfus durumu ise 488 dir.

 Deveciuşağı Köyü

Adından da anlaşılacağı gibi “develerin peşinden koşan Yörükler” tarafından kurulmuş bir köydür. Yumurtalık Körfezi kıyısında, ilçe merkezine yakın bir köydür. Köyün arazisi içerisinde Kamışlıdere, Acıdere, Milili, Karacanlıdere, Tekerekgöl, Kocayatak, Berdiligöl, Tesbihlikulak adını taşıyan yerler bulunmaktadır. Köyün 3 kilometre batısındaki Milili mevkisinde eski bir antik kentin kalıntısı olabilecek yapı izlerine rastlanmıştır.
Yumurtalık ilçe merkezine kadar uzanan, şimdi tarım arazisi olarak kullanılan otlaklık alan tarihin başından beri göçebe toplulukların yerleşim alanı olarak kullanılmıştı.
Köyün ilk yerleşenleri olarak Yüreğir Ovası’ndan koyunları ve develeri ile gelip yerleşen Koyuncu Hacı ailesi gösterilir. Bu ailenin soyadı Bozdoğan’dır. Osmaniye taraflarından gelerek köye yerleşen Tecirli ailesi ise “Acartay” ve “Zorkun” soyadını almışlardır.
Köyün ilk adı “Hüsniye”dir. Bu adın ise nedeni pek bilinmese de bir kadından dolayı konulduğu sanılıyor. 1955 yılında hizmete açılmış olan bir ilköğretim okulu bulunan köyde Durmuş Turaççı ve Halil Develioğlu’nun I.Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’na katıldıkları için İstiklal Madalyası aldıkları da köye ilişkin bilgiler arasında.
Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama sistemi ile sulanabilme olanağına yeni kavuşan köyde hem kuru, hem de sulu tarım yapılabiliyor. Bölgemizde tarımı yapılan tüm tarım ürünlerinin yetiştirilebildiği köyde, kumlu olan arazilerde yerfıstığı üretimi de yaygın olarak yapılıyor. Tarım, hayvancılık ve balıkçılık köyün en önemli geçim kaynakları arasındadır.

ÇAMLIK

Deveciuşağı Köyü’ndeki Çamlık içerisinde bulunan endemik Halep Çamı Ormanı’nda 10 yılan beri süren koruma çalışmaları ise meyvelerini vermeye başladı.
Bundan yıllar önce, içerisinde 4 – 5 lokanta bulunan, çevre il ve ilçelerden pek çok insanın günübirlik gezi yeri olan Çamlık, şimdi bomboş, sessiz ve sakin… Bir zamanlar içerinde bulunan sığ, çamurlu suları hastalar için şifa kaynağı olan bu yerlerde şimdi doğa kendi kendisiyle baş başa…
Uygulanan koruma yöntemleri sonucunda insanların girişine kapatılan Çamlık’ta, doğal bir biçimde yetişmeye başlayan Halep Çamları ise şimdi nerdeyse bir insan boyuna gelmiş durumda. Bu durum ise nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Halep Çamları’ndan oluşan bu orman alanının neslinin devam edeceğinin en büyük göstergesi…
Deveciuşağı Köyü Muhtarı H.Veli Bozdoğan, köylülerin, eskiden ekmek kapıları olan Çamlık’ın bu şekilde kendilerine kapatılmasını bir türlü içlerine sindiremediklerini, bu nedenle birkaç kez ormanda yangın çıkarmaya çalıştıklarını, ama şimdi bu yeni duruma da alıştıklarını belirtiyor. Bozdoğan, her şeye karşın bu alanların halka yeniden açılması gerektiğini belirterek insanların ekmek parasını kazanacakları alternatif alanlar olmadığını söylüyor…
Adana Orman ve Çevre İl Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü yetkilileri ise 1994 yılında Tabiatı Koruma Alanı olarak kabul edilen 59 hektarlık alanda tümüyle bozuk meşceresi yani tohumdan üreyen bu alanın denize sıfır olduğunu, burada bulunan Halep Çamları’nın tuzla suya dayanıklı ve kumluk alanda yetişme özelliğine sahip olduğunu belirtiyorlar. Bu alanda 2 adet de Bağdat hurması ağacı bulunduğunu belirten yetkililer, yörede yaşayan halka yönelik alternatif geçim kaynakları geliştirilmesi ile ilgili çalışmaların da sürdüğünü söylüyorlar…
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türker Altan ise: “Buralar çok önemli. Çamlık’ın dünyada başka bir örneği yok. Buralar doğal bitki ve yaban hayatı açısından çok önemli. Bu alanlar sürekle denizle ilişki içinde olduğu için balıkçılık açısından çok önemli ve ayrıca yaz turizminde potansiyeli yüksek olan alanlar olduğu için çok büyük bir önem taşıyor. Biz eğer buraların tanıtımını iyi yapabilirsek, buralarda eko-turizm, eko-tarım yapabilirsek, yani doğamıza, kültürümüze, tarihimize sahip çıkarsak bu bölge Avrupalı turistlerin uğrak yeri haline gelir” dedi.
Altan, 59 hektarlık bir alan kaplayan Çamlık’taki kumul ormanların ekolojik, estetik, rekreasyon ve ekonomik bir önem taşıdığını belirterek, bu alanlara günübirlik ziyaretler düzenlenmesi, bu ormanların ekolojik öneminin açıklanması ve tanıtım çalışmaları yapılması sonucunda bu bölgede eko-turizmin de geliştirilebileceğini söylüyor…  Yapılacak tüm çalışmalara yöre halkının katılımının sağlanması gerektiğini de belirten Altan, bölgede ekolojik tarım ve eko-turizme yönelik çalışmaların desteklenmesi halinde hem yöre halkına alternatif gelir kaynakları yaratılacağını, hem de ekosisteme zarar verilmeden mevcut kullanımlardan yararlanmış olacağını belirtiyor… Türker Altan, ayrıca eko-turizmin doğaya saygılı bir turizm biçimi olduğunu, bu turizm yönteminde insanların doğaya zarar vermeden doğal yaşamı tanıdıklarını söyleyerek: “Özellikle turizmin ölü olduğu kış aylarında buraya Avrupa’nın her yerinden insanlar gelebilir. Bölgede basit pansiyonculuk ya da çiftlik yaşamı biçimindeki uygulamalarla yöre halkına gelir sağlayacak alternatif iş alanları yaratılabilir” diyor.

Gölovası Köyü  

İlçenin doğusunda ve deniz kıyısına yakın bir yerde bulunur. İlk kurulduğunda köy yakınlarından akan “Kızlarsuyu Deresi”nin adıyla kurulan köy, sonraki zamanlarda dere yatağının şişmesi ve göle benzemesi sonucu “Gölovası” adını almıştır. Köyün arazisi içinde “Kocakaya” ve “Kazankaya”  adlı yerler ön plana çıkmaktadır.
Köy 1870’li yıllarda Dörtyol taraflarından gelen Karakahyalar ailesi ile Göksun taraflarından gelen Avşarlar ve Niğde’den gelen yörükler tarafından kurulmuş bir köydür.
İki yıldan beri Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama sistemi ile köyün arazilerinin büyük bir bölümü sulanmaya başlamıştır. Hayvancılık ve balıkçılık köyün diğer geçim kaynaklarıdır.
Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı Haydar Aliyev Terminali’nin iskelesinin köyde kurulmuş olması köylülerin buradaki inşaat işlerinde ve taşımacılık işlerinin gelişmesi de kurulan kooperatif ile birlikte artan taşıma araçlarında çalışmalarını sağlamıştır.
Köyde 1959 yılında açılmış bir ilköğretim okulu bulunmaktadır.

Hamzalı Köyü

Osmanlı’nın son zamanlarında başlayan savaşlar, toprak kayıpları, göçler dolayısıyla 1926’da mübadele (karşılıklı göç) nedeniyle Çukurova’ya, Yumurtalık yakınlarında Hazma Bey adlı bir kişinin çiftliğinin bulunduğu yere gelen göçmenler burada aynı adla bir köy kurdular.
Temeli “muhacirlik” kültürüne dayanan köyde Selanik’ten gelenler soyadı yasası ile birlikte yeni soyadları aldılar: Turnalar-Özer, Alimanlar-Baştorun, Paşalar-Gürses, Köseler-Köseoğlu, Çarıkçılar-Karataş, Hancılar-Çetinbakış, Gadişler-Karlıdağ, Macolar-Demirbaş, Onbaşılar-Demircan ve Gündoğan, Memkalar-Özkan, Çakırlar- Akkır, Başçavuşlar-Aksoy, Boşnaklar-Taşkın ve Karaosmanlar-Karadağlar biçimine dönüşmüş…
Köyün içindeki Çatalyapı adı verilen yerde Erzin taraflarından Ayas antik kentine su getiren kemer ayaklarının kalıntılarının bulunduğu ve yakın zamanlara kadar ayakta kalan bu kemerlerden iki tanesinin 1992 yılında yıkıldığı edindiğimiz bilgiler arasında…
Ceyhan-Yumurtalık karayolu üzerinde bulunan köyün ulaşım sorunu yok. Bu köy de iki yıldan beri Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama kanalı ile sulu tarıma açılmış durumda. Hayvancılık ve tarım köyün en önemli geçim kaynakları. Köyde 1954 yılında açılan bir ilköğretim okulu bulunuyor.

Haylazlı Köyü

Köyün ilk adı Muradiye imiş. Ne zaman olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte Adana Valisi Bahri Paşa, köylüler bağcılık yaparak yerleşik yaşama geçsin diye köylülere bağ çubuğu vermiş. Bir süre sonra köye bağları görmeye gelmiş. Gelmiş ama bir de ne görsün, verdiği çubukların hiç biri bitmemiş. Bunun nedenini merak eden Vali, verdiği çubuklardan birini çekip köküne bakar ve çubukların köklerinin köylüler tarafından yakıldıktan sonra dikildiğini görür. Bunun üzerine Vali köylülere dönmüş ve: “Siz haylaz insanlarsınız, bundan sonra köyünüzün adı Haylazlı olsun” der ve köyün adı da o günden sonra Haylazlı olarak kalır.
Haylazlı Köyü, adıyla Çukurova tarihindeki bir sosyal tepkiyi çağrıştırıyor. Osmanlı’nın duraklama döneminde yüzyıllar boyunca süren kaç göç, çatışma, devlete başkaldırma olaylarından sonra 1865 yılında Çukurova’da göçebeleri zorla da olsa toprağa yerleştirme kararı alındı. Çukurova genelinde Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından başlatılan yerleştirme olayları, 1860’lı yıllarda Adana Valisi Halil Paşa, daha sonra da ağabeydin Paşa ve Bahri Paşa zamanında da sürdü. Davudi Dağı’nın eteklerinde bir tarafı da Uyuz Dağı’na bakan Haylazlı köylülerinin ilk yerleşik yaşama geçenleri Bozdoğan aşiretinden kopup gelerek buraya yerleşenlerdir. Yörüklük dönemindeki kışın ovaya, yazın da serin Toros Dağları yaylalarına gitme olayının devlet eliyle yasaklanmasının ardından köylüler de tepki olarak “bağ çubuklarını” yaktılar.
Haylazlı Köyü’nün ilk kuruluşunda köye ilk olarak Sarıosmanoğulları, Alabaşhocalar, Köseliler, Andırınlılar (Karlıoğulları, Karaduranlar, Lökler, Üçomarlar, Dörtleroğulları) yerleştirildiler. Köyün Karaciğer adlı bir de mahallesi vardır.
Haylazlı Köyü de Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama şebekesiyle tarım arazilerini sulama olanağına kavuşmuştur. Köyde diğer geçim kaynakları hayvancılık ve balıkçılıktır. Ayrıca sahilde yaz aylarında yapılan çadır turizmi de yörede yaşayan insanlar için alternatif bir gelir kaynağıdır.
Köyde 1953 yılında açılmış olan bir ilköğretim okulu bulunmaktadır.

KARACİĞER MAHALLESİ :Karaciğerliler, Çukurova’da atalarından devraldıkları yörük yaşamını yerleşik yaşamda da sürdüren ender insanlardır. Karaciğerler Ortaasya’dan, İran üzerinden, Kafkasya ve Anadolu coğrafyasına yayılan yörük ve Türkmenlerin içinde adlarını her zaman ön planda tutan Kaçar aşiretinin bir koludur. Aydın, Toros Dağları, yaylalar, ovalar arasında dolaşmalardan sonra 1933 yılında keçileri, koyunları ile birlikte Davudi Dağı’ nın eteğine yerleştiler. 1934 yılında da soyadı yasası gereğince Kaçar, Süren, Karaciğer soyadlarını aldılar.
Toroslar’ın zirvelerinden, Yahyalı’dan göç ederek Davudi Dağı eteğindeki İncirlipınar mezrasına yerleşen Kaçar aşireti çalılar ve maki örtüsünü temizleyerek tarla açtılar; ot kullanarak, bu otları çamur ile sıvayarak evler yaptılar. En önemli geçim kaynakları olan davar sürülerini korudular. Aşiretin genç kız ve kadınları, günlük yaşamda kullandıkları kilim, savan, heybe, torba gibi ev eşyalarını kendileri dokudular. Günümüzde tarım ve hayvancılık köy yaşamına damgasını vurmuş durumda. Köyde 1983 yılında açılmış bir ilköğretim okulu bulunuyor.

 Kuzupınarı Köyü

Köyün bilinen ilk adı Tahiriye’dir. Bu adın Tahir Bey adlı birisinden geldiğine dair bilgiler olmakla birlikte bu bilgiler net değil… Tahir Bey’in Bozdoğan aşiretinden biri olduğu sanılıyor. 19. yüzyıl sonlarına doğru Bozdoğan aşiretinden koparak gelen yörüklerin kurduğu köyün adı daha sonra devlet tarafından değiştirilmiş ve Kuzupınarı olmuştur.
Köyün yerleşim alanı içinde Zeynepli, Hacımüminler, Hacıhüseyinler ve Tahiriye olmak üzere dört mahallesi vardır. Mahalleler kurucularının adlarını taşımaktadır. Kuzupınarı Köyü’nün kuruluşuna katılan başlıca aile toplulukları Bozdoğanlar, Çingiller, Selçuklar, Kırgızlar (Sarı), Hasandedeler (Anaç), Samsalar, Gosturlar (Artukarslan)’ dır.
HACIMÜMİNLER MAHALLESİ
Köyün kurucusunun adıyla anılıyor ve yörük olmalarından dolayı göçebelikten yerleşik yaşama geçişin izlerini taşıyor. Osmanlı döneminde yörüklerin en fazla yaşadığı Antalya taraflarından Orta Toroslar ve Çukurova’ya gerçekleşen göçler sonrasında Bahşiş yörüklerinin lideri olan Hacı Mümin Ağa, 1916 yılında köyün şimdi bulunduğu yerde arazi alarak çiftlik kurar ve buraya yerleşir. Daha sonraları 1945 yılında diğer akrabaları da gelerek köye yerleşirler. Hacı Mümin Ağa’nın mensup olduğu Bahşiş aşiretinden dolayı buraya Bahşişli de denmektedir.
Kuzupınarı Köyü Yumurtalık ilçesinin örtü altı sebze üretim merkezi durumundadır. Yörükler yerleşik yaşama geçtikten sonra ormanların kesilerek tarla açılması sonucunda hayvancılık önemini yitirmiş, örtü altı kabak, salatalık, taze fasulye gibi sebzeler ve mevsimlik tarla ürünleri ekilmeye başlanmıştır. Seracılığın gelişmesi, köyde biçerdöver ve patozla uğraşanların çok olması nedeniyle köyün gelir düzeyi diğer köylere göre daha iyi durumdadır.
Köyde 1965 yılında Hacı Onbaşı adlı birisinin evinin bir odasını derslik olarak vermesi ve daha sonra da 5 dönüm arazi vermesi sonucu yapılan bir ilköğretim okulu bulunmaktadır. Şimdi Zeynepli mahallesinde bulunan bu okulun binası da yakın bir zamanda yenilenmiştir.

 Sugözü Köyü

1930’lu yıllarda kışlamak üzere köyün bulunduğu yere gelen yörükler burada köy kurmaya karar verirler. Buraya devlet tarafından Hunutlu adı uygun görülür. Başlangıçta Ceyhan ilçesine bağlı olan köy 1957 yılında Yumurtalık’ın ilçe olmasından sonra 1961 yılında Sugözü adıyla Yumurtalık’a bağlı bir ilçe olmuştur.
Adını köyde çok fazla kaynak suyu bulunmasından almıştır. Köyün içinde Acısu ve Kızlarsuyu adını taşıyan iki su kaynağı ve Boyalıdere adında bir su kaynağı vardır. Acısu’ya deniz suyu karıştığı ve bu su tuzlu olduğu için bu adı almıştır. Kızlarsuyu ile ilgili olarak halk arasında anlatılan bir öyküye göreyse bir düğün alayı köyden geçerken gelini taşıyan at suyun içerisinde dengesini kaybeder. Gelin attan düşer, boğulur ve ölür. Bundan dolayı bu suya Kızlarsuyu adı verilir.
Sugözü Köyü’nde Tekeli, Karahacılı, Horzum, Çakallı, Burhan yörük aşiretleri yaşamaktadır. Köyün arazileri, engebelik ve kıraçtır. Ancak 2004 yılının sonlarında Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama sistemi ile sulamaya açılmıştır. Köyde 1957 yılında açılan bir ilköğretim okulu bulunmaktadır.
Sugözü Termik Santrali’nin burada kurulması köyün arazilerinin değerlenmesine neden olmuş ve köyün ekonomik yaşamını canlandırmıştır.

 Yeniköy Köyü  

Osmanlı Devleti’nin dağılma dönemlerinde yaşanan göçlerin en büyük acılarını muhacirler çekti. 93 Harbi olarak da bilinen 1877 – 1878 Osmanlı – Rus savaşından sonra, Bulgaristan yöresinden yüz binlerce Türk asıllı muhacir Anadolu’ya geldi. Bu muhacirler için iskan politikası izleyen Osmanlı yönetimi bunları uygun yerlere yerleştirdi.
1905 yılında Bulgaristan’ın Razgrad şehrinden göç eden Hacı Aşık ile Hoca Abdi de 93 muhacirleri olarak Anadolu’ya, Çukurova’ya gelenler arasında bulunuyordu. Bu ikili bir süre kendilerine uygun bir yer aradı. İlk olarak da Hacı Kevik denilen yere yerleştiler. 1936 yılındaki göç dalgasıyla Anadolu’ya gelen göçmen ailelerinden bazı aileler kendileriyle aynı kültürü paylaşan Yeniköy’e geldi. Bu ailelere daha sonra 1950 yılındaki göç dalgasıyla yerlerinden yurtlarından olan insanlar da eklendi…
Köyün kuruluşuna katılan aileler Kahya soyadını alan Hafız Osmanlar, Hacı Hüseyinler, Selim Ağalar; Doğan soyadını alan Beytullah ve Hüsnü Ağalar; Ünal soyadını alan Yusuf Onbaşılar; Nur soyadını alan Hacıoğulları ile Pınar, Dağ, Yılmaz, Coşkunlar, Çankaya, Aysu soyadını alan aileler köyde yaşamaya başladılar. Dini inanç ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan muhacirler köye geldikten kısa bir süre sonra, 1920’li yıllarda cami, 1946 yılında da ilkokul yaptırdılar. 1990’lı yıllarda yeniden yaptırılan caminin avlusunda köyün kurucuları olan Hafız Osman ile Hafız Kasım’ın mezarları bulunmaktadır.
Beyaz badanalı, bahçesi çiçek dolu, temiz evleriyle göze çarpan Yeniköy’de sera üretimi önemli bir yoğunluk kazanmış durumdadır. Toprakları geçen yıl Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama sistemi ile sulu tarıma açılan topraklarında sulu tarım ürünleri ile birlikte yonca, sorgum sudan otu, silajlık mısır gibi yem bitkileri üretiminde de önemli artışlar görülmeye başlanıyor.
Ancak köyde nüfus artışı, okuyanların ve çalışmak isteyenlerin büyük şehirlere göç etmesi yüzünden köyün kuruluşuna katılan ailelerin neredeyse yüzde 75’i köyden ayrılmış durumdadır.

Kategori Adana, Köyler | 0 Yorum

Sektor.gen.tr Neoobe - Arama ve Bulma Şeysi Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Kaliteli Türkçe Siteler Rehberi Türkçe Arama Motoru Bedava Site Ekle
evden eve nakliyatevden eve nakliyat